Ana sayfa » Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi
Toplum Etkisi

Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi

Sosyal Medya Gündem Yönlendirme Etkisi

Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi; Medya etkilerinin en belirgin işlevi olarak gündem belirleme genellikle kamuoyu oluşturma kavramı ile birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak gündem belirlemenin daha çok haberdar etme veya farkına vardırma etkisi ile bilişsel düzeyde bir etkisi, kamuoyu oluşturmanın ise tutum ve kanaat değişimi dolayısıyla davranış düzeyinde bir etkisine işaret ettiği ifade edilmektedir.

Belki geleneksel anlamda gündem belirleme kavramının tutum ve davranış değişikliğine işaret eden kamuoyu oluşturmanın bir kısmına denk geldiği de düşünülebilmekte ise de iki kavramı birbirinin yerine kullanmak kavram kargaşasına yol açmaktadır.

Bu açıklamanın ardından yapılan tanımlamanın daha anlaşılır olması mümkün olacaktır. Gündem belirleme (agenda setting) kavramını, 1968 yılında yapılan ABD başkanlık seçimlerinde Maxwell E. McCombs ve Donald L. Shaw, iletişimin ilk düzeyi olan “farkında olma” veya “farkına varma/vardırma” aşamasına karşılık “kitle medyasının bir işlevi” olarak kullanmıştır.

İletişimin etkilerinde ikinci aşamayı “bilgi edinme“, üçüncü aşamayı “tutum geliştirme“, dördüncü aşamayı “davranış değişikliği” şeklinde açıklayan McCombs ve Shaw gündem belirlemenin bilişsel düzeyde bir etki olduğuna dikkat çekmektedir. Bu hususta bir süreç olarak gündem belirleme yaklaşımı, medyada ön plana çıkan konuların kamunun belleğinde de ehemmiyetli bir biçimde idrak edildiğini ve bundan dolayı medyada ve kamuoyunda ehemmiyet verilen konulara karşı politikacıların da hassasiyet göstereceğini ifade etmeye çalışmaktadır .

Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi
Sosyal Medya Gündem Yönlendirme Etkisi

Gündem belirleme kuramına göre, medyanın önemsediği konular, seyircilerin gündemini ortaya çıkarmakta, onların gündemini oyalamakta, işlemediği konular ise halkın ve seyircilerin gündeminde bulunmamaktadır . Bu model, kamuoyunun şekillenmesi süreciyle ilintilidir. Toplumdaki diğer kişilerin görüşlerine dair bireylerin öz algılarından ve kişiler arası iletişimle kitle iletişimi arasındaki münasebetten ilham alınmıştır.

Maxwell McCombs ve Donald L. Shaw Gündem Belirleme Modelini deneysel anlamda denemek maksadıyla, 1968 yılındaki başkanlık seçimlerinde çalışmışlar ve modelin kararsız seçmenlerin kararlarını nasıl etkilediğini araştırmışlardır.

Medyanın önem verdiği olaylar ,Gündem Belirlemesi

Medyanın önem verdiği olaylar seçmenler için de önemli olmaya başlamış ve buna göre medya oluşturduğu gündem ile izleyicilerin/okuyucuların bilişsel dünyalarını biçimlendirmiştir.

Günümüzde internet ve yeni medya araçları sayesinde geleneksel gündem belirleme sürecinden çok farklı bir süreç yaşanmaktadır. Henüz başlarında olduğumuz dijital çağda yeni medyanın gündem belirleme veya kamuoyu oluşturma işlevleri de çok büyük farklılıklar gösterebilmektedir.

Sosyal medyanın varlığı ile söz hakkı zaman zaman büyük medya kuruluşlarına karşı meydan okuyan birey gazetecilere geçebilmektedir. Bu süreç kişilerin tek başlarına sahip oldukları sosyal medya kanalları aracılığı ile sanal ortamda büyük toplulukları yönlendirebildiklerini göstermektedir.

Kitleler bu anlamda kendilerini kitleleştiren kurgu gündemler yerine kendilerine sunulan gündemler arasından tercih yapma imkânına ve bu gündemler üzerinden kendilerine ait kamuoyu ve kitleler oluşturmaya başlamışlardır. Bu durum bir yandan ana akım medyanın işlerini zorlaştırmakta diğer yandan izler kitlenin etkisini kolaylaştırmaktadır.

Dolayısıyla yerel yönetimler gibi halka hizmet eden kişi ve kurumların daha iyi çalışmasını sağlayacak yaptırım gücü hizmet bekleyenlerin eline geçmektedir.

Esasen, gündem belirleme kavramıyla tarif edilmek istenen husus, medyanın kişiler üzerindeki tesirlerine dair bir açıklamadır. Medya etki araştırmaları arasında gündem belirleme yaklaşımı, kamuoyunun “farkına varma” ve “haberdar olma” düzeyinde, bundan dolayıdır ki “bilişsel seviyedeki” tesirleri üzerinde durmaktadır.

Bununla beraber, kamuoyu oluşumundan bahsedildiğinde ise çoğunlukla medya tesirlerinin daha üst basamakları olan “tutum” ve “kanaat değişimi” ve hatta “davranış değişikliği” olup olmadığı anlatılmaktadır. Bu yapısıyla da “duygusal” ve “davranışsal” boyutlarda medya etkilerine vurgu yapılmaktadır .

Medya gündeminin olayları her zaman gerçek yaşamdaki durumlarıyla paralellik gösterecek biçimde tam olarak yansıtmadığı bilinmektedir. Bu durum, esasında haber değeri olmayan bazı olayların ve konuların çeşitli ekonomik ve siyasal çıkar gruplarının etkilerinden kaynaklanmaktadır.

Medya gündeminin oluşmasına etki eden diğer unsurlar

Medya gündeminin oluşmasına etki eden diğer unsurlar arasına, saygın ve önder konumdaki diğer medya kuruluşlarının etkisini ve halkla ilişkiler uzmanlarının kendi kurumlarının politikaları doğrultusunda kitle iletişim araçlarını etkileme çabalarını eklemek gerekir .

Kamu ve politika gündeminin yanı sıra medyanın kendine ait bir gündeminin de olduğunu belirten Rogers ve Dearing, medya gündeminin diğer iki gündemle de etkileşim içinde olduğuna dikkat çekmekte, her üç gündemin oluşmasını etkileyen farklı unsurlardan da söz etmektedirler.

Örneğin belli çıkarlar çerçevesinde ticari kuruluşların medyayı etkileyerek çok da önemli olmayan bir konuyu gündeme taşıması muhtemeldir. Veya aynı şekilde medyalar arası rekabete bağlı olarak bazı kampanyaların kamuda fazlaca konuşulması sağlanabilmektedir.

Fotoğraftaki bir bölümü çerçeve içine alarak dikkat çekmek gibi gündemdeki olaylardan toplum düzeyinde önemlilik arz eden konuların öncelik sıralamasına konulduğu söylenebilir. Çünkü medyanın sorunları takdim ediş şekli, kamuoyunun herhangi bir hadiseye veya resme nasıl bakacağını, yani konuyu nasıl görüp, değerlendirip, idrak edeceğine dair ileti ve bakış yönlerini içeren çerçevelerden meydana gelmektedir.

Öyleyse, kişilerin olayları ve bilgileri belirleme, idrak etme, belirtme ve isimlendirmesine fırsat tanıyan bir vasıta şeklinde ele alınan ‘çerçeveleme‘, medyanın bir konunun algılanması kolay olmayan bir tercihle bazı taraflarını tercih ederek, o konunun ehemmiyetli derecede olmasını ve böylelikle bir olgudaki birtakım sebeplere odaklanılması manasındadır .

Yine de bu çeşit bir gazeteciliğin medyada güven eksikliği ve haber kirliliğine yol açtığı görülmektedir. Her bireyin toplumsal olaylara ve evrensel etik değerlere daha duyarlı ve bilinçli olmasına ihtiyaç vardır. Bunu da yine sosyal medya üzerinden gerçekleştirmenin mümkün olabileceği görülmektedir.

Yeni nesil, Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi

Yeni nesil iletişim bilimcilerin sosyal medyada her geçen gün biraz daha fazla zaman geçiren bireylerin eğitimine uygun bir formasyon üzerine çalıştıkları bilinmektedir. Bu konuda pilot çalışmalar yapılmaktadır. Ancak her toplumun kendi kültür ve değer yargılarına uygun bir formasyon programı geliştirmesi gerekecektir.

Kısacası medyanın, politikanın ve kamunun gündeminin yani insanların ne hakkında düşünüp kafa yoracaklarının belirlenmesi kendileri tarafından geliştirecekleri ciddi bir otokontrolle gerçekleşebilmelidir. Sosyal medyanın gündem belirleme etkisi konusunda sessizlik sarmalı kuramı da bize yeni bir açılım sağlar.

Kitle iletişim araçlarının etkileri üzerine Elisabeth Noelle-Neumann tarafından geliştirilen “Sessizlik Sarmalı” kuramı, sosyal medyada zaman geçirerek hareketsizleşen toplumlar için de uyarlanabilecek özelliktedir. Noelle-Neumann, kitle iletişiminin kamuoyu üzerinde kuvvetli tesirleri olduğunu, bununla birlikte bu tesirlerin geçmişte araştırma sınırlamaları yüzünden kestirilemediğini tartışır .

Günümüzde artık toplumu gündemden haberdar etmek eskisi kadar kolay değildir. Gazete, radyo ve televizyon izler kitlesinden oluşan kamunun yerini kullanıcı izler kitleden oluşan, konuşan, yazan ve paylaşan bir kamu almıştır. Shirky’nin bu konudaki tespiti ilgi çekicidir.

Ona göre her ne kadar yayıncılık kitlesel olarak amatörleşti ise de, bu çok tekrarlı amatör yayıncılık düzeltici savunmaya çok daha fazla dayanmaktadır. Birçok medya şirketinin saptadığı üzere, az sayıda geleneksel basın kanalının yerini düzinelerce ya da yüzlerce yerde yayınlanan aynı fikir, az sayıdaki profesyonel kanalların hükmünden ağır basan tamamlayıcı bir etkiye sahip olabilmektedir.

Bu yüzden, kurumsal bir imtiyaz olan haberden, resmi kurumlar, gayri resmi organizasyonlar ve kişilerden meydana gelen bir karmanın yaşandığı iletişim ekosisteminin bir parçası olan habere geçilmiştir.

Sosyal Medyanın Yönlendirme Etkisi

Marx, Durkheim, Weber, Tocqueville, Tönnies ve Simmel gibi sosyal bilimcilere yer verdiği Medya ve İletişim Sosyolojisi adlı çalışmasında Eric Maigret, iletişimi; ‘doğal’, ‘kültürel’ ve ‘yaratıcı’ özellikleriyle üç boyutlu bir nesne olarak betimlemektedir.

Her ne kadar matematiksel bir sistem üzerinden gerçekleştirilse de insana dair olayları anlamak için sosyolojik bir bakışa ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Maigret, iletişimin teknik değil, kültürel ve politik bir olgu olduğunu, evrenin seçim ve bilinç doğrultusunda geliştiğini, dolayısıyla ‘teknik’in işlevsel boyutlarına karşın ‘toplumsal bir sorun’ olmaya devam ettiğini savunur .

Maigret’e göre, iletişimi ‘toplumsal ilişki biçimlerinden biri’ olarak incelemek için ‘egemenlik altına alma’ aracı olarak düşünmekten vazgeçmek gerekecektir. Yazar konuyla ilgili olarak, Durkheim’in 1897’de kaleme aldığı “İntihar”ı örnek verir. Toplumsal öykünme kavramını ve basının bireysel bilinçlere doğrudan etkisini eleştiren Durkheim’a göre; basına, intiharların ve suçların yeniden üretimini gerçekleştirdiği için yüklenen yansılama gücü gerçek değildir. İntihar, gazeteleri okuduktan sonra yapılan kimi ender “bireysel” saplantılı eylem, her zaman olasıdır, ama her şeyden önce “toplumsal ortam“la açıklanan bir olaydır.

II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemin reklamcılık araştırmaları da aynı iletişim teknolojisi ile insanların tutumlarının, adetlerinin, anlayışlarının, beğenilerinin, düşüncelerinin değiştirilmesinin mümkün olduğu sonucuna varmış bulunuyordu.

Tanıtma ve halkla ilişkiler endüstrilerinin bu alanlardaki başarılarının bile, kitle iletişimi ile reklam yayınlarındaki, hedef kitlelerdeki insanların davranışları arasındaki gösterilmesi mümkün neden/sonuç ilişkilerine dayanarak bilimsel bir anlayışla çalışmakta oluşları sayesinde sağlandığı da ileri sürülmüştür.

Goebbels’i görmezden gelmek mümkün değildir

Medyanın yönlendirme etkisi konusunda en bilinen örneklerden biri olan Goebbels’i görmezden gelmek mümkün değildir. II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında Alman halkını çatışmalara dâhil etmeyi amaçlayan topyekûn savaş projesinin sahibi Goebbels, sinema endüstrisine de el atmıştır. 1936 yılı itibariyle modern Alman sineması Reichskulturkammer’a (Krallık Kültür Odası) teslim edildi.

Goebbels’in emriyle “eleştirinin” tamamıyla sansürlenmesi sinemanın propaganda maksatlı biçimlendirilişinin bir parçasıydı ve böylelikle insan topluluklarını yönlendirebilecek bir vasıta her bölümüyle devlet denetimine bırakıldı.

Ülkedeki sinema ürünleri bundan böyle tamamen otokrat bir devletçilik ekolü içerisinde üretileceğinden herhangi bir eleştirel yorumun yapılması 1936 yılından itibaren komple yasaklandı.” Yabancı filmlerin ülkede yayınlanmasını da yasaklayan Goebbels “sinemanın tam da tanınmış ve hazmı kolay bir kitle faaliyeti olduğunun bilincinde olarak, yasaklar yönüyle sinemayı nasyonal sosyalizm bağlamında aktif olarak kullanmaktan çekinmedi.

Kontrolünde bulunan sanat dallarını kullanarak milliyetçi ve hatta ırkçı ideolojisini halkın ideolojisi haline getirmeyi başarmıştır Goebbels. Sonunda Alman halkı, arileştikçe daha güçlü olacağına inanarak, ‘vatandaşlık’ tanımının Alman olmayanları dışladığı, hatta insan tanımına bile uymak için bazı fiziksel özellikler olması gerektiği gibi sağlıksız bir düşünce ortamında Yahudi halkının katledilmesine seyirci kalmıştır. Bugün bile Neo Nazi eylemleri Hitler döneminin ideolojisinin yaşatıldığını göstermektedir.

Burada Goebbels’in kontrolündeki sinemanın toplumsal ve kültürel olmaktan çıkıp halkı yönlendirmesi dikkat çekici bir örnektir .

Bir kurgu olarak gazetenin üç aşağı, beş yukarı aynı nanda tüketilmesi (tahayyül edilmesi) şu sabah veya akşam baskısının, şu gün değil bugün, üstelik şu saatle bu saat arasında inanılmaz ölçeklerde tüketileceğini biliyoruz.

İletişim, Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi

Bilgisayar vasıtalı iletişim son derece ademi merkezidir ve çok sayıda bireyle çok sayıda birey arasında iletişimi mümkün hale getirir. Bu da demektir ki, her birey kendi görüşünü çok sayıda bireye eş anlı olarak ulaştırabilir.

Kişi, kendine gelen bilgileri başkasıyla paylaşabilir, depolayabilir, bir süre sonra yeniden dolaşıma sokabilir. Böylece büyük medya endüstrisi yapılanmalarından ve ulus-devletin kontrolünden bağımsız, çoğulcu bir iletişim modeli mümkün olur. İnternetin sıraladığımız bu özellikleri, yani üniter olmayan yapısı ve iletinin dünyanın süratle her tarafına taşınması toplumsal eylemler adına bulunmaz özelliklerdir .

Medyanın yönlendirme etkisi üzerine Türkiye’deki durum Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu’nun değerlendirmesiyle pek de iç açıcı değildir. Özellikle son dönemde iktidarın uygulamaları basın özgürlüğünü önemli ölçüde sınırlamıştır. Gezi olayları, Soma faciası, anayasal düzenlemeler, yargı mekanizmasına müdahaleler gibi pek çok gündem ana akım medya tarafından görülmemiş veya görülmesi istenmemiştir, söz konusu olayların perde arkası sosyal medya üzerinden yayılmıştır.

Yani halkın haber alma hakkını ihlal eden ana akım medyanın açığını sosyal medya kapatmıştır, “İletişim özgürlüğünden söz etmek için hak ve mesuliyetlerin iç içe var olması gerekmektedir” der. İnceoğlu ve ekler: “Bununla beraber, bazı gazetelerin -yandaş ya da havuz medyasına ait olan- kara propaganda ve hatta linç kampanyasına varan yayınlar yaptığı, kişilerin açık hedef olarak gösterildiği de bilinmektedir.

Bırakın medya ahlakına uygunluğunu, gazeteciliğin ana kurallarından biri olan nesnellik ya da eşit uzaklıkta durma ilkesinin dahi çiğnendiği, hakkında haber yapılan insanların fikirlerinin de sorulmadığı çeşitli haberlerle karşılaştık.

Sonuç olarak, Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi

Bu tutum, yalnız insanları sessizleştirmek ve onları yalnızlığa mahkum etmekle kalmadı, aynı zamanda toplumsal barış ve adalete bile zarar verdi. Arka plan sorgulanmadan çözümlemeli ve eleştirisel habercilikte sığmayan yayın yapmak demokrasilerde kabullenilir bir durum değildir. Medyanın, çatışma dönemlerinde çözüm odaklı barış gazeteciliğini gerçekleştirerek, halka doğru ve sağlıklı bilgi verme, nefret dili üretmeme, şiddet çığırtkanlığı yapmama gibi özelliklere itina etmesi gerekmektedir.

Medyada nefret söylemlerinin toplumları yönlendirme etkisi konusu da üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bir kişi, grup ya da etnik kimliğe yönelik nefret içeren, düşmanlık veya aşağılayıcı söylemler kullanılması medyada sıkça rastlanan bir durumdur.

Günümüzde nefret söyleminin hasbelkader veya bir tek olaya bağlı olarak gerçekleştiğini düşünmek, ardındaki farklı planları görmemek demek olacaktır.

Geleneksel medya’nın da zaman zaman alet olduğu farklı çıkarlar tarafından üretilen bu söylemlerin siyasi ve ekonomik bağlamları olduğunu görürüz. Sosyal medyada da nefret söylemlerinin yaygın olduğunu ortaya koyan bir araştırmaya göre, YouTube’daki nefret içeren söylemler Twitter’a kıyasla % 80 daha fazladır. Araştırmacılar bu durumu YouTube’ta hesap açma zorunluluğu olmadığına ve kimlik belirtmeden yorum yapılabilmesine bağlıyorlar .

Son olarak Birleşmiş Milletler‘in düzenlediği ve her 4 yılda bir ülkelerin kritik edildiği EPIM (Evrensel Periyodik İnceleme Mekanizması) Toplantısı’nda Türkiye sert biçimde eleştiriler almıştır.

Özellikle ifade özgürlüğü ve internet kısıtlamaları konusunda olumsuz eleştiriler yapan diğer katılımcı ülkeler özeleştiri yapmayı da ihmal etmeyerek, “Türkiye’yi eleştiren ülkelerin kendi karneleri de iyi değil” demişlerdir. Bu arada Suriyeli sığınmacılara sınırdan geçiş hakkı verilmesi de insan hakları konusunda karne notumuzun iyi olduğunu düşündürmüştür.

Sosyal Medyanın Gündem Belirlemesi

Yorum ekle

yazmak için tıklayın